“Ben İsmet Özel Şair…”

benadryl and pregnancy risks

benadryl pregnancy second trimester
DERGÂH Edebiyat Sanat Kültür Dergisi

 

Bir keresinde bir arkadaş sohbetinde henüz okumuş olduğum bu kitap için Hegel için Kojeve ne ise, bir gün İsmet Özel için de Reşit Güngör Kalkan o olabilir demiştim. Ortamda bulunan arkadaşların Özel’i Hegel’le nasıl mukayese ettiğimi biraz da küçümseyerek sorgulamalarına şöyle cevap vermiştim: Evet kesinlikle haklısınız biz bugün Hegel’den ziyade İsmet Özel’i anlamak ve anlatmak zorundayız. Bu anlamda da İsmet Özel, bizim için,  Hegel’le mukayese edilemeyecek kadar önemlidir.

 

Nisan 2011

Selman Bayer

İsmet Özel Cumhuriyet dönemi düşünce hayatımızda yalnızca Türk düşüncesi için değil, İslam düşüncesi için de en önemli simalarından biridir. Türk edebiyatında çok az kimseye nasip olmuş ilgiye ve iltifata mazhar olan Özel’in şairliği yanında çoğu zaman şiirinin gölgesinde kalmış, ihmal edilmiş ve hatta bilinçli olarak görmezden gelinmiş olan düşünür yanı üzerinde ciddi anlamda çalışmalar yapılması bu önemi daha da artıracaktır. Bu anlamda yalnızca Edebiyatımızın önemli bir şairi olarak değil düşünce hayatımıza kattığı zenginlik ve ufukla da değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer yandan, İsmet Özel’in bazı çevreler tarafında müstağni duruşu ve kırılıp bükülmeyen vakur üslubundan mülhem bir rahatsızlıkla karikatürize edilip magazinleştirilmeye çalışılan düşünür yanına yoğunlaşmak İsmet Özel gerçeğini tüm safhalarıyla ortaya koymak anlamında da faydalı olacaktır. Reşit Güngör Kalkan “Ben İsmet Özel Şair…” isimli kitabıyla bu eksikliği doldurmak adına önemli bir adım atmış bunun yanında Özel hakkında böylesi kapsamlı bir araştırma yapan bir yazar olarak da literatürde hak ettiği yeri almıştır. Bu yazıda İsmet Özel’in düşünür yanını, belki de ilk defa, büyük bir ciddiyetle irdeleyen Reşit Güngör Kalkan’ın “Ben İsmet Özel Şair…” adlı kitabı incelenecektir.

Reşit Güngör Kalkan’ın hazırladığı kitap sekiz bölümden oluşmaktadır. Bu bölümler çocukluğundan başlayıp eserlerine ulaşan bir çizgide kronolojik bir yöntemle Özel’in hayatı ve eserlerine yoğunlaşmaktadır. Sıklıkla anlaşılmadığından yakınılan bir yazarı çalışmak zor bir uğraştır. Çünkü anlaşılmamakla itham edilen bir yazar hakkında farklı yorumlar, söylentiler ve eleştirilerin olması kaçınılmazdır. Bu yorum ve söylentiler neticesinde aslından farklı bir yazar imajıyla karşı karşıya kalınabilir. Elbette bu durum böylesi bir yazar hakkında çalışmanın zorluğunu göstermeye yetecektir. Reşit Güngör Kalkan, halihazırda bu söylentiler çerçevesinde oluşturulmaya çalışılan İsmet Özel ikonunun –olumlu ya da olumsuz anlamda- Özel’i anlamak için ne kadar lüzumsuz ve zararlı olduğunu fark ettiğini daha kitabın önsözünde göstermektedir. Yazar, “İsmet Özel ismi etrafında oluşturulan bir takım kişisel haber ve yorumların varlığını irdelemekten ziyade, onun kırk yıldan fazla yazı dünyası içerisinde bulunduğu süreci ve bu sürece katkı sağlayan ilişkiler bütününü göstermek arzusunda olduğunu” söylemektedir. Peşinen söylemek gerekirse yazar bu arzusunu fazlasıyla yerine getirebilmiş görünmektedir. Kitabın başından itibaren önsözde ifade edilen hususiyetlere sadık bir üslup ve yöntem göze çarpar. Kitap biyografik özellikler taşımakla birlikte biyografiden öte bir çalışma olarak değerlendirilmelidir. İsmet Özel gerçeğini topyekûn anlamaya ve anlatmaya çalışan ve bu konuda epeyce yetkin ve başarılı olan bir çalışmadır.

Birinci bölümde şair, düşünür ve insan olarak İsmet Özel gerçeğinin arkeolojisini yapmak niyetiyle ailesine odaklanılır. Burada özellikle babasının üzerindeki etkisine yoğunlaşılmış gibidir.  Yazar bir vakanüvist ya da tezkireci inceliğiyle değil gerektiğinde psikolojinin ve sosyolojinin yardımına başvuran bir araştırmacının göz kamaştırıcı titizliği ve ufuk genişliğiyle konuya yoğunlaşır. İsmet Özel’in doğduğu, yetiştiği ve hayata dair ilk cümlelerini kurmaya başladığı ortamlar eli yüzü düzgün bir seçkincilikle ele alınmıştır. Bu seçkincilik bazı zaman normal bir biyografiden beklenen tutarlı silsileyi tehdit ediyor gibi görünse de kitabın diğer bölümleriyle birlikte değerlendirildiğinde esas manasına kavuşabilmekte ve kafası karışması muhtemel okuru bütünlüğüyle tatmin edebilmektedir. Bu bölümde dikkati çeken bir diğer husus ise yazarın üslubunda görülen İsmet Özel etkisidir. Sıradan hayata dair küçük ayrıntılardan yola çıkarak kişinin karakterine yönelik değerli tespitler yapabilmek gayet başarılı bir yöntemdir ve bunun İsmet Özel’de fazlasıyla başvurulan bir yöntem olduğu bilinmektedir. Bu hususu bir eksiklik olarak değil bilakis konu edinilen kişiye dair ciddi bir ilgi ve çalışma olduğunu göstermek açısından zikrettiğimi belirtmek isterim.

İkinci üçüncü ve dördüncü bölümler bir arada da değerlendirilebilir sanırım. Siyasal Bilgiler Fakültesinde başlayan üniversite hayatının ve sol düşünceye adım atışının miladı olan yıllar olarak değerlendirebileceğimiz yılları şairliği ve dünya meselelerine dair kafa yoran devrimci yanını gördüğümüz bölümdür. Bu bölüm için seçilen başlık bile Özel’in nasıl bir aydın şair ya da düşünür olacağının göstergesi gibidir: “Çünkü kavganın göbeğidir benim yerim.” İkinci bölümde Ankara’nın aktif siyasi ortamında sol düşünceyle ilk tanışıklığı, şiire yelken açışı devrin önemli şairleriyle ilk iletişimleri, Yelken, Evrim, Devinim LX gibi dergi deneyimleri ve Türkiye İşçi Partisi’ne (TİP) girişi gibi hayatının önemli noktalarına da tanıklık ederiz. Örneğin Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) tecrübesi İsmet Özel’in kurumsal ve bireysel anlamda sınırlarının çizildiği, solculuğunun keskinleştiği ve içinde bulunduğu ortamda bir şeylerin farkına vararak sonrasında “ontolojik güvenlik” arayışına gireceği mütereddit yıllarının en önemli hususlarından biridir. Başta da belirttiğimiz gibi genel bir meseleyi yorumlarken sıradan hayatın ayrıntılarının aktarılış biçimine önemli bir örnek olarak bu bölümden örnek verilebilir. FKF’deki başkanlık seçimlerinde Hüseyin Ergün’e tavrı Özel’in karakteri hakkında fikir edinmek anlamında yerinde bir tercih olmuştur. İsmet Özel Hüseyin Ergün’ün FKF başkanlık seçiminde Leninist bir yöntemle değil daha demokratik bir yöntemle aday olması ve seçilecekse öyle başkan seçilmesinden yanadır. Buradan hala tam bir tanıma kavuşamamış ve son zamanlarda arasına mesafe koymaya çalıştığı demokrasiyle ilişkisinden ziyade, adalet anlayışının henüz ontolojik güvenliğini ve aslını bulmadan evvelki çağlarında da sağlıklı olduğunu göstermek açısından isabetli bir tercih olmuştur. Burada bir başka önemli mesele de Siyasal Bilgiler Fakültesini bırakma kararının tartışıldığı bölümdür. İsmet Özel bugün onun karşısında cephe alanların hemen hiçbirinin kayıtsız kalamayacağı bir kariyerizm sevdasına daha o zamanlarda fırsat vermemiş ve bunun ne kadar anlamsız olduğunu hiçbir eksiği olmadığı halde, görkemli bir geleceğin kendisini beklediği zamanlarda gösterebilmiştir. Ki İsmet Özel’in hayatında böylesi tavırları hiçbir şek ve şüpheye yer kalmayacak şekilde ortadadır. Bu bağlamda konu edindiğimiz kitapta bu hususa dair birçok örnek yer almaktadır. Yine bu bölümde dönemin rejimine göre sakıncalı addedilen isimlerle yaptığı askerliği ve bu askerlik meselesinin solculuğuyla olan ilişkisi incelenmiştir. Ant dergisi, Halkın dostları dergisi de bu döneme denk gelmektedir. Halkın dostları bölümünde Ataol Behramoğlu’yla başlattıkları hareketin ve bu hareketin dergisinin devrimci ve ikonoklastik bir hareket olarak değerlendirildiği bölümdür.

 “Şakağa inen balyozun sesi” başlığıyla açılan beşinci bölüm “Sonrası ayrılık” alt başlığıyla her şeyi anlatmaktadır. Yeri gelmişken yazarın İsmet Özel’in hayatına dair bölümlere ayrıntılı bir değerlendirme yapabilmesinin yanında bölüm başlıklarına verdiği isimler de meseleyi ne kadar iyi kavradığını göstermektedir. 12 Mart dönemine denk gelen bu süreçte İsmet Özel’in kendini ve dünyayı daha derinden sorguladığı ve nihayetinde ontolojik bir güvenliğe ihtiyaç duyduğunun anlaşıldığına şahit oluruz. TİP’le görüş ayrılıkları da bu dönemde önemli bir hadise olarak göze çarpar. 12 Mart sonrasındaki görece inziva dönemi ve bu süreçteki tercih edilmiş yalnızlığı Türkiye’deki havanın solcular lehine döndüğü yıllara kadar devam eder. Çok sonraları anlaşıldığı gibi bu süreçte çoktan Müslüman olmuş lakin bunun yanlış anlaşılmaması için Müslümanlığını solculuğun lanetinin üzerinden kalkmasına kadar gizlemiştir. Bu süreçteki değişiminin ve geleceğe yönelik düşüncelerinin veciz bir ifadesi olabilecek şu iki alıntıyı özellikle belirtmekte fayda vardır. “Yaşamak dediğimiz sürecin benim tarafımdan artı puanla sonuçlanmasının, bağırıp kavga çıkarmaktan çok, çalışıp ürün vermek ve dayanıklı taşlarla mümkün olacağını görmemdi. Kendimi aldatmaktan kaçtım ve pişman değilim,” Burada bugün çoğu zaman görmezden gelinen ya da yanlış anlaşılan uyanıklığının daha o zamanlarda var olduğunu görebilmekteyiz. Diğer yandan dünya meselelerine olan ilgisini gösteren bir diğer alıntı da şudur. “Çektiğim sıkıntının nedenini biliyorum: Çok duyarlı olmak. Yaşadığımız siyasi ortamının en öldürücü darbesi bana, benim gibilerin üstüne indi.” Bütün bu alıntılarla ifade edilmek istenenin Özel’in “kadirşinas itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş asalet”ini üzerine inşa ettiği ahlak olduğunu görmekteyiz. Çok erken yaşlardan itibaren sorduğu, dert ettiği “Hangi ahlak” sorusunu “Yaratılışı, varlığı mümkün kılan ahlak olarak” bu sürecin sonunda cevaplandırır.

İsmet Özel’in bu dönemde başlayan ve halihazırda da devam eden görece yalnızlığını Kalkan’ın rehberliğiyle daha iyi anlarız. “Yalnızlar Allah’ın kendilerine kendilerini unutturduğu insanlardır.” İsmet Özel modern dünyanın, gündelik hayatın diliyle görece bir yalnızlığa yelken açtığı ilk günlerde bu manidar sözü söyleyerek asıl yalnızlığın, asıl terk edilmişliğin ne olduğunu göstermektedir. Son olarak bu bölümde Özel’den yapılan alıntılarla desteklenerek “Parlak geleceğini tepip seccadelere kapanan…” bir şairin İslam’la barışma ve önemli bir düşünüre dönüşme hikayesi gayet güzel anlatılmıştır.

Bir sonraki bölüm olan altıncı bölümde İsmet Özel’in Müslümanlığının getirdiği yankılar çarpıcı bir şekilde ama mübalağa edilmeden anlatılmıştır. Yeni devir gazetesinde başladığı yazarlık serüveni, özellikle de Müslüman camiada coşkuyla karşılanması ve “Üç Mesele”nin yazılış sürecini ve bu kitabın dönem düşüncesine etkisi üzerine yoğunlaşılmıştır. Dergah dergisinde yazmaya başlamasıyla beraber tohumları atılan ve bugün hala devam eden gönül ve fikir birlikteliği de bu bölümde konu edilmiştir. Ayrıca Milli Gazete’den, Yeni Şafak’a, Refah Partisi’nden, milletvekilliği adaylığına kadar birçok mesele İsmet Özel’in Müslüman camiayla girdiği münasebetin boyutları bağlamında değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Kalkan burada tarihsel olayları kronolojik bir sırayla not etmekle yetinmez bunun sosyolojik ve psikolojik derinliklerini de konu edinir. Sonrasında isabetli bir şekilde İsmet Özel’in şiirsel bir vecizlikle ifade ettiği “kadirşinas itaatsizlik ve tevarüs edilmemiş asalet” olarak özetlenebilecek şahsiyetini anlatmaya koyularak naif ve eleştirel bir üslupla meselenin muhataplarının sorumlulukları üzerine zekice yorumlar yapar – ve bu satırların yazarına göre tarafını belli eder.

Beşinci bölümde kavramlar etrafında İsmet Özel’in düşünsel serüvenini anlatmaya soyunan yazar bu sınavdan da alnının akıyla çıkar. Özel’in sosyalizm İslamcılık ve Türkçülükle olan ilişkisini tarihsel bağlamda anlatır. Burada Özel’in yazılarından yaptığı alıntılarla Özel’in bu kavramlarla olan ilişkisini ve bu kavramlara yönelik yorumlarını vermeye çalışır. İsmet Özel’in belki de en fazla dile pelesenk edilen ama iş derinlemesine değerlendirme ve anlaşılmaya geldiğinde sıklıkla yan çizilen ve tevatürlerle yürütülmeye çalışılan düşünürlüğünün düşünce hayatımızdaki serencamı anlatmaktadır. Yine burada yapılan bir alıntıyla İsmet Özel’in işinde ne kadar ciddi olduğu ve Müslüman bir episteme oluşturma adına ne kadar şuurlu olduğuna şahit oluruz.

“Ben bilgiye bir açılım, bir genişleme ve öğrendiklerimle dünya üzerindeki varlığımı anlamlandırma imkanı olduğu için rağbet ediyorum. Fakat bilgi olarak karşıma çıkan dünya görüşleri önce yeni bir ufuk gibi göründükleri halde, sonradan sadece kendi kanallarında seyretmek şartıyla yararlanılacak bilgiler sunduklarını itiraf eden diktatörler haline dönüşüyorlardı. Oysa benim birinci derecede önemsediğim herhangi bir dünya görüşünün bayrağının yükseltilmesi değil, kendime, birlikte yaşadığım insanlara ve  mümkünse bütün insanlığa  iyileştirme getirecek bilgilere varmak, bu bilgileri geçerli kılan düşünme yollarını açık tutmaktı.”

Kalkan “Şairliğim Maliyet Meselesi” başlıklı bölümde İsmet Özel’in bir düşünür bağlamında değerlendirilmeye çalışılan şairliğini ve alt metinlerde şairliğiyle düşünürlüğünün kesinlikle ayrı değerlendirilmelere tabi tutulamayacağını ancak topyekûn bir kabul ya da reddin mümkün olabileceğini söylemektedir. Burada Kalkan’ın takip ettiği yöntem çok yerindedir. Özel’in şiirlerine teknik ve poetik yönüyle değil de onun düşünürlüğüne paralel olarak gerçekleştirilen ve ilk kitabından itibaren son kitabına dek bu yönle takip edilen bir inceleme gerçekleştirir.

Son bölüm ise Özel’in düzyazılarındaki düşünsel serüvene ayrılmıştır. Özel’in düzyazıda kaleme alınmış kitapları hem içerik olarak hem de eleştirel olarak aynı yöntemle değerlendirilmektedir. Kalkan burada da maharetini göstererek kitaplara yönelik özet ve yorumları ne anlaşılmayacak derecede kısa ne de sıkacak derecede uzun tutmadan anlatmayı başarır. Sekizinci bölümde genel bir değerlendirmeyle birlikte Özel’in düşünce hayatındaki değişimlerin neticesinde ortaya çıkan görece yalnızlığı ve bu yalnızlığıyla olan münasebetini değerlendirmektedir. Yine bu bölümde düzyazılarından hareketle İsmet Özel’in Müslüman camiayla arasındaki ilişkinin ve bu ilişki sürecinde İsmet Özel’in tavrının mahiyetine vurgu yapar.

Bugün İsmet Özel üzerine konuşulmaya başlandığında bir takım ezberlerin tezgâha sürüldüğü ve bu ezberlerden yola çıkılarak kendisine haksızlık yapıldığı konuyla ilgilenenlerin malumudur. Halihazırda ülkemizde cari olan kötürüm bir anlayışın ürünü olarak değerlendirilmesi gereken bu tavır maalesef entelektüel dünyamızda bulaşıcı bir hastalık gibi halihazırda da hükümranlığını sürdürmektedir. Sanatçı ve düşünürler eserleri ve düşünceleriyle değerlendirmektense sosyal hayattaki yanı konuya fazlasıyla dahil edilmekte ve tam da bu anlamda meseleyi karikatürleştirip magazine dönüştürmek isteyenlere fırsat verilmektedir. Öyle ki bu yazar, şair, sanatçı ya da düşünürlerin aidiyetleri, üslupları, tavırları ve hatta özel hayatlarındaki bir takım tercihleri sebebiyle eserler ve o eserlerdeki düşünceler sürekli ıskalanabilmektedir. Oysa insanın olduğu yerde böylesi hususlar her zaman olacaktır. Modern bir alışkanlık olarak görülen bu hastalığın düşünce hayatımıza ciddi anlamda zarar verdiği ortadadır. Kaldı ki eğer böyle bir bakışla değerlendirilecekse en başta bu yola tevessül edenler olmak üzere dünya genelinde kimse bu zalim elekten geçemez. Örneğin, modernizmin temellerini atan Hegel huysuz bir okul müdürüdür. Kant tuhaf ve yalnız bir adamdır. Heidegger Nazi sempatizanıdır. Dostoyevski’nin siyasi fikirleri dönemin en önemli düşünürleri tarafından gülünç olarak kabul edilebilir. Yüzyıllar sonra bile hala ahlak kitapları arasında önemli bir yeri olan Emile’in yazar Jan Jack Rousseou “İtiraflar”ında bütün çirkinliklerini gözler önüne serer ve ölümsüzleştirir. Nietzsche’nin hastalıkları ve çılgınlıkları, Foucault’nun cinsel tercihi, İbn-i Haldun’un düşünce dünyamızdaki bütün o görkemli duruşuna rağmen farklı dönemlerde farklı devletler adına çalışabilmesi, Divan şairlerimizin bazılarında görülen hafifmeşreplik ya da karakter zafiyetleri hiçbir zaman onların büyüklüğüne halel getirmemişken hiç hak etmediği halde Özel’in bu tür kişisel çekişmeler ve dedikodu kabilinden söylencelerin kurbanı edilmeye çalışılması manidardır. Onun şairliğini güvendikleri kişilerin onayıyla onaylayıp tazim edenlerin onun düşünür yahut insan tarafına da aynı safdillik ve duyarsızlıkla yaklaştıkları aşikardır. Söylemlerindeki, hakikatle doğrudan ilişkili olma gayretinden kaynaklanan, sertliği anlamsız ve lüzumsuz bir nezaket beklentisine kurban edilmesi de tarihe kayıt düşülmesi gerekmektedir. Yalnızca kendi ifadelerinden değil, tarafsız bir zaviyeden bakılıp ciddi, hakşinas ve akademik bir değerlendirmeyle birlikte bakıldığında da en önemli meselesinin ahlak olduğu anlaşılan ve bunu yalnızca kalemiyle değil hal diliyle de önemsediğini defalarca gösteren İsmet Özel’in böylesi acımasız ve seviyesiz bir eleştiriye muhatap olması en basit ifadesi ile haksızlıktır. İşte bu kitap bu tip manasız ve seviyesiz değerlendirmelerin ışığında oluşturulmaya çalışılan kaba, sert ve yabani İsmet Özel efsanesini yıkmak için de büyük bir önemi haizdir. Hatta Reşit Güngör Kalkan’ın bu eseri yalnızca bu gerçeği fark edebilecek ferasete sahip olmasıyla bile İsmet Özel hakkında yazılmış en derli toplu ve değerli kaynak olarak değerlendirilmelidir.

Cemil Meriç “Havarisi olmayan İsa’nın yeri tımarhanedir,” diyordu. İsmet Özel herhangi bir havariye ihtiyaç duymayacak kadar sarih ve açık yüreklilikle aramızda bulunmaktadır. Eserleri ve söylemleri samimi zihinlerin anlayabileceği kadar açık bir dille görevlerini icra etmektedir. Zaten “İsa’lık”, “peygamberlik”, “kanaat önderliği”, “hocalık” ya da “şeyhlik” gibi bir iddiası yoktur, olmamıştır. Hayatı hakkında biraz malumat sahibi olanların hemen hepsi kabul edecektir ki Özel bütün hayatı boyunca böylesi bir itaat etme/ettirme çizgisini sürekli reddetmiştir. Bu anlamda kendisinin dizinin dibinde tedrisat görmek isteyen insanlara olan tavırlarına bakmak yeterlidir. Lakin bugün özellikle belli bir kesim tarafından İsmet Özel’e karşı sergilenmekte olan tavır, Özel’in hakikatini çürütmek ve zayıflatmaktan ziyade onu anlamaya, anlatmaya çalışan bir anlamda “gönüllü havarileri” olmaya niyetlenen insanları hedef almaktadır. Elbette bu kitap böylesi bir niyetin de nihayetine ulaşamaması önündeki en muhkem engeldir. Bir keresinde bir arkadaş sohbetinde henüz okumuş olduğum bu kitap için Hegel için Kojeve ne ise, bir gün İsmet Özel için de Reşit Güngör Kalkan o olabilir demiştim. Ortamda bulunan arkadaşların Özel’i Hegel’le nasıl mukayese ettiğimi biraz da küçümseyerek sorgulamalarına şöyle cevap vermiştim: Evet kesinlikle haklısınız biz bugün Hegel’den ziyade İsmet Özel’i anlamak ve anlatmak zorundayız. Bu anlamda da İsmet Özel, bizim için,  Hegel’le mukayese edilemeyecek kadar önemlidir.

Son olarak kitapla ilgili elbette olumsuz eleştiriler de olabilir. Örneğin index kısmındaki bölüm tekrarı dikkat çekmektedir. Yine kitabın ortalarına kadar hatasız ilerleyen metinde ortalarından itibaren teknik hatalara tesadüf edilmektedir. Elbette benim görmediğim başka hatalar da vardır lakin bu ve buna benzer küçük hatalar kitabın önemine halel getirmez. Diğer yandan Reşit Güngör Kalkan, şairliğinin kabul edilip düşünür yanının özellikle görmezden gelindiği bir ortamda onca velud yılın görkemli bakiyesine hakim olabilmenin zorluğu da ortadayken, Özel’i bir düşünür olarak çalışmakla fazlasıyla takdiri hak eder. Yazar bu çalışmanın zorluğu ve genişliği altında ezilmeden eli yüzü düzgün bir çalışma yapabilmiştir. İsmet Özel hakkında yazılan hemen tüm kitapları okumuş biri olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu kitap tam bir İsmet Özel portresi çizmeyi hedefleyen ve bunu başarabilen ilk kitaptır.

DERGÂH Edebiyat Sanat Kültür Dergisi Nisan 2011, Sayı:254