Kaçkarlar’a sığmayan öyküler

atarax

atarax dreampix.fr

naltrexone naloxone potency

naloxone vs naltrexone
Kitap

 

Dursun Ali Sazkaya’nın Farzet ki Dönemedim-Kaçkarlara Sığmayan Hayatlar adlı kitabı, Lazların ve Hemşinlilerin, Fırtına Vâdisi ve Kaçkarlar’da şekillenen hayatlarına ilişkin notlar aktarıyor. Yazar, çıldırtıcı sisi, dumanı, tulum sesleri ve horonuyla yaşadığı coğrafyayı tanıtıyor.

SELÇUK KÜPÇÜK

4 Haziran 2012

Ülkemizin bilinçli şekilde bizden saklanan derin öyküleri olduğuna inandım hep. Statüko ve onun ideolojik aygıtlarınca bu öykülerin izleri yok sayılalı beri, pedagojik formasyondan geçirilmiş sayısız kuşak, üzerine bastığı toprakların, tarihin kadim çağlarından bu yana homojen bir yapıya sahip olduğuna inandırılarak yetiştirildi. Oysa birbirinden farklı ve bu farklılıkların “kompartımanlar” şeklinde yüzyıllar boyu belli bir hukuk ilişkisi içinde yan yana yaşayabildiği, bizden saklanmış apayrı bir gayri resmi tarih söz konusu. 

    Gerek yaşadığımız zaman diliminde sosyolojik ve politik merkezlerin etkinliğinin azalıp, onun yerine yerel belirlenimlerin hızla görünür olması, gerekse toplumsal merkezkaç grupların kendilerini ifade edebilecekleri iletişim kanalları üzerindeki baskıların zayıflaması sebebiyle bu bahsettiğimiz “farklı” kesimler üzerine zenginleşen bir literatür çıkıyor ortaya. Dursun Ali Sazkaya’nın bir süre önce yayımlanan kitabı Farzet ki Dönemedim-Kaçkarlara Sığmayan Hayatlar’ın tam da böyle bir çalışma olduğu söylenebilir. Lazların ve Hemşinlilerin, dünyanın en gizemli coğrafyalarından Fırtına Vadisi ve Kaçkarlar’da şekillenen hayatlarına ilişkin, bir çocuğun gözünden düşülen notları içeriyor. Kendisi de Laz olan ve çocukluğunun, gençliğinin tamamı bahsettiğimiz coğrafyanın çıldırtıcı sisi, dumanı, tulum sesleri ve horonu arasında geçen Sazkaya’nın anıları aslında edebi bir metin olmanın ötesinde, sosyolojik karşılığı bulunan fotoğraflardan meydana geliyor. Çocukluk anılarından hareket ederek 1800’lü yılların ikinci yarısından itibaren Kaçkar kırsalından koparak gurbet yolculuğuna çıkan Lazların ve Hemşinlilerin hayata tutunma mücadeleleri sadece bir halkın yerel öyküsü olmayacak kadar derin çözümlemelere muhtaç çünkü. 

Özgün mekânlar ve kahramanlar 

Dursun Ali Sazkaya bütünüyle anılarından oluşan bu ilk kitabında kuşkusuz bize özgün bir metin armağan ediyor ama anlattığı öyküler Türk okuru için daha önce hiç karşılaşmadığı kahramanlara ve mekânlara kapı aralıyor. Yayımlandıktan sonra gördüğü ilgiyi ve bir ay içerisinde üç baskı yapmasının sebebini buna bağlamak mümkün. Ayrıca eklemek gerekli ki, bahsettiğimiz coğrafyaya ilişkin bu zamana kadar yazılan metinlerin önemli bir kısmı Marksist jargon ve çözümleme araçlarına sıkışan bir belleğin ürünü olarak ortaya konuldu. Laz ve Hemşin kültürüne ilişkin 90’lı yılların başındaki ilk çalışmaların bu şekilde belirmesi hem meseleyi politikleştirdi hem de bu politik dilin manipüle ettiği alt okuma biçimlerini keşfetmemize imkân tanımadı. O yıllarda yapılan müzik ve dergi yayınlarını hatırlarsak söylemek istediğimiz daha iyi anlaşılacaktır. 

    Kitapta kullanılan sosyolojik dilin bu bakımdan “yerli” bir zihin örgüsünün süzgeciyle metne dönüştüğü görüşündeyim. Bu dil her şeyi anlaşılır kıldığı gibi, o coğrafyayı ve kültürü sahih öğeleriyle kavramamızın önünü açıyor. Sadece Çamlıhemşin İmam Hatip Lisesi etrafında şekillenen toplumsal farklılaşmadan hareket ederek bile büyük bir Türkiye fotoğrafına ulaşmak mümkün. Türkçeyi ekseriyetle ilkokulda öğrenen Laz çocuklarının hayata ve daha önemlisi ülkeye eklemlenme aracı olarak beliren İmam Hatip Lisesi sadece Fırtına Vadisi’ne yaslanmış köylerde yaşayan bir halkın değil, aslında kendisini merkez dışında hisseden birçok farklı toplumsal yapının öyküsüyle benzerlik taşır. Sazkaya kitabında açık olarak bu çözümlemeyi yapmıyor ama merkez’e yönelme çabasının müthiş bir basınç taşıdığı coğrafyada bizim anlamamız gereken şu: Laz çocuklarının yürüyüşünün önünü açan iki kanaldan biri, büyük dedelerinin Rusya’ya çalışmak üzere gidip oradan öğrendikleri pastacılık deneyimlerinin bu topraklara taşınan mirası, diğeri de sisteme pasif direnişle eklemlendikleri İmam Hatip Lisesi.  

Kaçkarların zirvesinden anılar 

Mevsimi gelince çıkılan uzun yayla yolculukları, Kaçkarlar’ın zirvesinde soluklanan anılar, artık terk edilmiş Hemşin Konakları’nın yalnızlığı, gurbete giden büyük dedelerin Kırım’dan getirdiği gelinlerin çaresizliği, dudakları kenarından Lazca sözcük kaçan fakir çocukların devletin yüzü ile ilk karşılaşmaları, Türkiye’de pastacılığın Laz ve Hemşinli duayenlerinin doğdukları topraklara geri dönüp ölümü beklemeleri ve ilk kez tanıklık ettiğimiz daha birçok öyküyü bize armağan eden Sazkaya’nın şu cümleleri sanırım meselenin özünü verecek nitelikte: “Lazca-Türkçe karışımı cümle kuran arkadaşlarımıza güler, acımasızca dalga geçerdik. Oysa söz konusu vaziyet, hepimizin ortak endişe kaynağıydı. Aramızdan hiç kimse, içinde Lazca kelimenin yer almadığı saf Türkçeden ibaret üç cümleyi üst üste kuramazdı. Okul ortamında kesinlikle Lazca konuşturmazlardı. Yasak bölgesi bile çizilmişti; köyün girişine (çoyi rakani) kadar mutlak surette bu emirnameye uyulmalıydı.” 

Kitap Zamanı, Haziran 2012, Sayı: 77 

FARZET Kİ DÖNEMEDİM-KAÇKARLARA SIĞMAYAN HAYATLAR, DURSUN ALİ SAZKAYA, OKUR KİTAPLIĞI, 136 SAYFA, 10,50 TL 

http://kitapzamani.zaman.com.tr/kitapzamani/newsDetail_getNewsById.action?newsId=7660