‘SEN/ ANCAK BENİM KALEMİMLE ORTALIĞA DÖKÜLÜP SAÇILABİLİRSİN’

sertraline alcohol blackout

sertraline alcohol click here
Yeni Şafak Gazetesi

 

Ömer Yalçınova’nın ilk şiir kitabı raflarda yerini aldı. Yalçınova’nın şiirinin gelişimini ve ilk kitabını değerlendiren Fazıl Baş bunun olgun bir ilk kitap olduğunu söylüyor.

16 Mayıs 2015

Fazıl Baş
Ömer Yalçınova ismini, ilk defa Atlılar dergisinin meşhur 9. sayısında Edip Cansever şiiri ile görmüştüm. Yıl 2001. Sade ama şairinin izleyeceği yola dair soru işaretleri bırakan bir şiirdi. Yalçınova'nın şiiri daha sonraki yıllarda asıl yatağını aramaya başladı. Belki bu dönem içinde farklı kitap dosyalarına giren şiirler daha sonradan dosyalardan çıkarılarak bir kenara bırakıldılar. İlk dönemin ağır imgeci ve karanlık şiirleri sonradan yerini direkt konuşan ve kendini insanların içinde sınayan bir şiire bıraktı. Yalçınova kendi şiiri üzerine düşünmeye devam ederek ilk şiirlerine göre çok fazla mesafe kat etmiş bir şiirle bugün karşımızda. Her şey gibi şiir de nasip işi. Hele ilk şiir kitabı için bu daha bir geçerli. Ömer Yalçınova'nın bu yılın Şubat ayı içinde Okur Kitaplığı'ndan çıkan Ömer'in Çatılan Kaşları başlıklı şiir kitabı bu pencereden geç olsa da olgun bir ilk kitap olarak karşımıza çıkıyor.
KENDİNLE BAŞBAŞA
Yalçınova'nın kitabı üç bölümden oluşuyor. “Ayrılığın Birinci Yıldönümü” başlıklı ilk bölümde, içinde bu başlıklı şiirin de yer aldığı dokuz şiir var. Bu ilk bölüm şairin kendisiyle baş başa kaldığı yalnızlık ve memnuniyetsizlik dönemlerinin izlerini taşıyor. “Benim diye sahipleneceğim hiçbir şey yok” mısraı belki bu durumu en net şekilde anlatmaktadır. Yaralı aşklar, umutsuzluklar, ayrılıklar vb. olumsuzluklar, çoğu yerde bunlardan çıkma arzusunu da içinde barındırıyor. Havaya hakim olan bu memnuniyetsizliğe rağmen ayrılığın kırgınlıkla beraber sevgiyle işlendiği Ayrılığın Birinci Yıldönümü ve Bursa Hatırası ya da kendisine küçük bir çocuktan merhamet ayırdığı Ömer'in Çatılan Kaşları gibi şiirler öne çıkıyor. Özellikle kitaba ismini de veren bu son şiirin Yalçınova'nın şiirinde bir orta nokta teşkil ettiğini söyleyebiliriz.


KURABİYECİ REMZİ KARANLIKTAN ÇIKARIYOR
“Kaldırımlar” başlığını taşıyan ikinci bölümde yedi şiir olmasına rağmen, buradaki şiirler ilk bölümdekilere göre daha uzun olduklarından kitapta en geniş yeri bu bölüm kaplıyor. “Kaldırımlar” başlığı sokaklarda gezen bir kişi izlenimi bıraksa da, bu bölümdeki şiirler belli bir mekanda yapılan gözlemlerden oluşuyor daha çok. Halk Kütüphanesi, Kantin, Minibüs şiirleri daha başlığından bu hissi bize veriyor. Nina Simone.mp3'te ise mekan belediyedir. Belki bu bölümün ilk şiiri Kurabiyeci Remzi'yi ayrı tutmak gerekiyor. 2003 yılında Dergâh dergisinde çıkan bu şiir imgeci izler taşısa da karşımıza hükümleri kesin, ahlaka sımsıkı bağlı, sağlam bir karakter sunuyor. Aslında Kurabiyeci Remzi de 2000'lerin başında Yalçınova şiirinde görülen karanlıktan çıkma arzusunun bir yansımasıydı ki şiirin sonundaki “Şizofren hayatı yalnızca ten / Yalnızca ten / Yalnızca ıslak ten gibilerine” mısraları da bu çapraşıklığa işaret etmektedir. Yalçınova daha sonradan bu tarz şiirlere devam etmemişti. 2010 sonrasında ise bu bölümü oluşturan diğer şiirler ortaya çıktı. Bunlar daha dışarı dönük, kendi kafasındaki tartışmaları bu sefer belli mekanlarda gözlemler yaparak ortaya koyduğu şiirler. Bu şiirlerde her yerde insanlar kol gezer. Memnuniyetsizlikler, olumsuzluklar yine çokça mevcuttur, fakat nihayetinde halk sevginin, şefkatin buluştuğu ana gövde olarak belirir. Bu bölümün en iyi ve kapsamlı şiiri bu açıdan Halk Kütüphanesi'dir. Şiirin ilk bölümünde şairin gözü tamamıyla dışarıdaki insanlardadır. Yargılayıcı bir göz mevcuttur. Burada insanlar tahakküm ilişkilerine maruz kalan halkın bir parçası olarak karşımıza çıkarlar. İkinci bölümde ise halkı sevgi ve şefkatle kavrama derdi vardır ve artık şairin kendi olarak halk ile buluştuğuna şahit oluruz: “Halk burada benim oturuşumdur ve kollarımı masanın üzerine kavuşturuşum/ Ve bakışımdır insanlara, insanları izleyişim / Halktır benim insanları düşünmem.”
HALKLA ARASINDAKİ BAĞI KEŞFEDİYOR
Halk Kütüphanesi'ni, aynı bölüm içindeki diğer şiirlerden önemli kılan unsur, diğer şiirlerdeki mekandan şaire, şairden mekana gidiş gelişlerin aksamasıdır. Halk Kütüphanesi şiirinin sonunda halk, mekan ve şair bir bütün oluştururlar. Şair, kendi için konuşurken bile halk adına söz almış gibidir. Halkı anlamak, yorumlamak ve bir teklif olarak sunmak gibi bir gayeyle de konuştuğu düşünülebilir. Çünkü halkla arasındaki bağı yeniden keşfetmişe benzer. Bu keşfin şiirini yazar. Mekanı ise toparlayıcı, bütünleştirici unsur olarak kullanır.
Kitabın son bölümünün başlığı ise “Öğretmen Çocuğu”. Dört şiirden oluşan bu nispeten kısa bölümü ise önceki bölümün bir devamı olarak görebiliriz. Yalnız burada yukarıda sözünü ettiğimiz gözlem ve halka bakışın bu sefer daha fazla şairin biyografisi ile iç içe sunulduğunu görüyoruz. Yalçınova burada “Sen / Ancak benim kalemimle ortalığa dökülüp saçılabilirsin” diyerek bu şiirleri yazmasını haklı kılacak gerekçeyi göstermektedir.
Bu ilk kitabının aynı zamanda Ömer Yalçınova'ya şiirde sağlam bir zemin sağlayacağını bekleyebiliriz. Nihayetinde tek tek şiirlerin kendisinden ise bütün bir kitap olarak neye karşılık geldikleri her zaman için şairi için de okuyucusu için de daha ufuk açıdır. Bu zemin Yalçınova'nın sonraki kitapları için de geniş ve rahat bir hareket alanı sağlayacaktır.

Kaynak: http://www.yenisafak.com.tr/kitap/sen-ancak-benim-kalemimle-ortaliga-dokulup-sacilabilirsin-2141779