2010'un Kitapları

2010

2010'un Kitapları

08 OCAK 2011

Cafer Keklikçi

Türkiye'de her yıl binlerce kitap yayımlanıyor. Her yayımlanan kitabı alıp okumak gerekir mi? Gerekmez! Bir okur önce neleri okuyacağına karar vermelidir. Her daldan okuyan aslında hiçbirşey okumamış olur. İşin başka yanıysa bir şair bütün 'dal'lardan okumak zorundadır. Bir fen bilimleri kitabını açıp okumalıdır mesela. Ama bunu söylemekle şairlere ayrıcalık tanımıyorum; romancı, hikâyeci veya denemeci için de aynısı geçerlidir. Fakat bu belli bir birikimle olacak iştir. Ben genelde külliyat olarak okurum. Türler arası geçişler yaparak. Her okurun yöntemi farklıdır sonuç itibariyle.

2010'un en önemli yayıncılık olayı Timaş Yayınları'nın şiir kitabı yayımlamasıdır. Timaş Yayınları Çağdaş Türk Şiiri dizisini hayata geçirmekle çağdaş Türk şiirine 'yayım anlamında' ivme kazandırmıştır. Diğer yandan bu, büyük bir yayınevinin şiire kapı aralamakla kendi prestijini de yükselttiğini gösterdi. Başka büyük denilen yayınevleri de böyle kaliteli bir dizi yapsalar, ne iyi olurdu, değil mi?

Büyük denilen yayınevleri paranın şehvetine kapılarak üçüncü sınıf çeviri romanları yayımlıyor. Oysa söz konusu yayınevleri üçüncü sınıf çeviri romanlar yayımlayacağına doğru düzgün yerli romanlar yayımlayıp Türkiye kültürüne katkı yapsalar olmaz mıydı? Olurdu ama Türkiye'de çabucak köşeyi dönmeyi düşünen sadece banka hortumcuları mı sanıyorsunuz; birçok yayınevi patronu da aynı düşünceyle kitap yayımlıyor. Yayımladıkları kitapları da okur okumuyor müşteri alıyor. Bakın okuyor demiyorum, alıyor. Gerçekten okumuş olsa bunca yayımlanan kitapla (özellikle popüler romanlar; eğer müşteri 'okumuş' olsa kötü bir roman olduğunu görür ve tercihini değiştirir ama okumuyor, modaya uyuyor! Nasıl ki popüler roman yazarları şöhret olmak ve para kazanmak için modaya uyup roman yazıyorsa onların müşterisi de sözümona kültürlü görünmek için elinde o kitapla dolaşıyor!) birlikte yerlerde sürünen bir ülke kültürü düşünülebilir mi, düşünülemez. Ama Türkiye'de kültür denilen şey roman mantarından ibaret! Üstelik bu mantar ithal ediliyor! Hadi yerli roman mantarlarını saymayalım! Neyse biz bunlara pabuç bırakacak değiliz; umutlu olalım.

2010'un diğer önemli olayı ise bir şair yani Ünsal Ünlü tarafından Ocak ayında kurulup yayıma başlayan Okur Kitaplığı'dır. Okur Kitaplığı'ndan büyük oranda değerli kitaplar yayımlandı. Ünlü'nün çabası takdire şayandır.

Sözü uzatmadan 2010'un kitaplarına geçelim. 2010 yılında yayımlanan; çoğu bana gönderilen, bazılarını benim satın aldığım; okuyup 'iyi' diye not ettiğim; üzerinde geniş ve derinlikli durulması gerektiğini düşündüğüm kitapları sıralamak istiyorum.

Ve elbette önce şiir; Türk şiirini 2010 yılında temsil eden şairler ve şiir kitapları; Ahmet Murat Bir Şair Bisikletle (Profil Yayınları), Âtıf Bedir Rüzgârın Dili Lâl (Hece Yayınları), Bejan Matur Kader Denizi (Timaş Yayınları), Birhan Keskin Soğuk Kazı (Metis Yayınları), Cafer Keklikçi Tahammül Şeridi (Timaş Yayınları), Cahit Koytak Yoksulların ve Şairlerin Kitabı I, II, III (Timaş Yayınları), Hakan Arslanbenzer Çok Üzgünüm (Fayrap Kitap), Hayriye Ünal Gerekli Açıklama (Hece Yayınları), Murathan Mungan İkinci Hayvan (Metis Yayınları), Ömer Erdem Kireç ve toplu şiir kitabı Evvel (Everest Yayınları), Ümit Aktaş Şehri Terk Etmeden Önce (Okur Kitaplığı), Ünsal Ünlü Savaşlar Kararında (Okur Kitaplığı) ve Zafer Acar Hamse (Kaknüs Yayınları).

Romana mantar dedim ya; hiç nitelikli roman yayımlanmadı sanılmasın. Türk romanını 2010'da temsil eden romancılar ve romanları; Ayşe Kara Lâl (Timaş Yayınları), Işık Yanar Şemsiye Tamircisi (Şûle Yayınları) ve Selim İleri Bu Yalan Tango (Everest Yayınları).

Türk hikâyesi her zaman belli bir seviyeyi korumuştur. Seviyenin altında kalanlar bir müddet sonra kaybolup gitmiştir. Belki de bu durum, bizim edebiyat geleneğimizde, şiirden sonraki ana caddelerden birini hikâyenin teşkil etmesinden kaynaklanıyor. Türk hikâyesinin yaşayan ustası Mustafa Kutlu her zamanki yerini yine korudu; Zafer Yahut Hiç (Dergâh Yayınları) kitabıyla. Türk hikâyesini 2010'da temsil eden diğer hikâyeciler ve kitapları; Recep Şükrü Güngör Kayıp Ruhlar Kıraathanesi (Sütun Yayınları) ve Sadık Yalsızuçanlar Kuş Uykusu (Timaş Yayınları).

Denemede ise; A. Ali Ural Ejderha ve Kelebek (Şûle Yayınları), Beşir Ayvazoğlu Divanyolu Bir Caddenin Hikâyesi (Kapı Yayınları) ve Hasan Öztürk Yazının İzi (Rize Grafik).

Şair ve yazarlar; kim ne yaparsa yapsın, kim ne derse desin sonunda; verdiği 'eser'le geleceğe kalacağı muhakkaktır. Çünkü bir şair ve yazar öldüğünde 'konuşacak' olan eseridir; eğer eser nitelikli ise 'konuşması' dinlenir değilse saman alevi gibi yok olur. Birlerinin ideolojik körlüğü devam ediyormuş varsın etsin; birileri sürekli kendi arkadaşlarını övüyormuş varsın övsün; birlerinin kitabı çok satıyormuş varsın satsın; birileri müridine Türk şiirinin bilmem nesi diyormuş varsın desin; birileri bilmem ne kitap ekinde kendi müritlerinden başkasına yer vermiyormuş varsın vermesin; birileri dergisinde esnaf arkadaşlarını bize şair diye yutturmaya çalışıyormuş varsın çalışsın; zararı kendilerine! Nitelikli bir esere -ki bir kitap nitelikli olursa eser diyoruz zaten, yoksa kâğıt parçasıdır- yukarıdaki cümledeki biraz özelliklerini verdiğim alicengiz oyunları zarar veremez! Hiç kimse bir eserin üstünü örtemez. O, çağın bulanıklığına bulaşmadan pırıl pırıl yapısıyla kendi yolunda; derin izler bırakarak içinde bulunduğu zamana ve gelecek zamanlara gülümser.

Her eser birer gülümseme olarak -ama acı ama tatlı- dünyanın dudaklarında kendi kaderlerini icra etmektedir...

http://www.milligazete.com.tr/makale/makale-187070.htm