ALACAKARANLIK YILLARA ŞAHİTLİK ETRAFINDA BİR ROMAN

ALACAKARANLIK YILLARA ŞAHİTLİK ETRAFINDA BİR ROMAN

“Bir dönem romanı hüviyetindeki Kar Yağarken; Irak ve Bosna savaşlarının, acımasız ve kahredici kanlı yüzünü, yaşanan soykırımlara şahitlik eden 1990’ların üniversiteli gençliğinin sorgulamaları, arayışları, toplumun sosyal örgüsündeki dönüşümlerin nabzını tutuyor.

ALACAKARANLIK YILLARA ŞAHİTLİK ETRAFINDA BİR ROMAN

 

 

Romanın bir tür olarak doğuşuna dair düşünceleri nazarı itibara alırsak 1990’lardan itibaren Türkiye’de yaşananların son derece önemli olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü roman toplumsal karmaşanın neticesinde ortaya çıkmış bir edebî tür. Hayatın pastoral değil, arayışla, kavgayla ve mücadeleyle şekillendiği zamanları yansıtır roman. Bu açıdan meseller ve efsanelerden farklı olduğu gibi şiirden de genel hatlarıyla farklıdır. Kabul etmek gerekir ki Türkiye’de herkesin derdini anlatmak kaygısıyla 1980’lerde yöneldiği roman türü sonraki on yıllarda iyi ve kötü örnekleriyle ciddi bir gelişme kaydetti. Roman demeye bin şahit üçüncü sayfa haberleri kıvamındaki metinler ise büyük sermayenin kültür sanat komiserlerince “polisiye romanın şahı” olarak selamlandı.

 

 

Hikâyeden Taşan Meseleler

 

Edebiyatımızın velut kalemlerinden Selvigül Kandoğmuş Şahin’in bir dönem romanı olarak da okunabilecek Kar Yağarken isimli eserinden bahsetmeden önce böylesi bir genel değerlendirme yapmanın anlamlı olacağını düşündüm. Zaten Şahin de romanına odaklanan söyleşilerinde yaşanan gerçekliğin değişerek kurmaca dünyaya intikalini gündeme getirir. Hayatın gerçekliği ile yeni gerçeklikler inşa eden Şahin,  yaşadığı dönemin tanıklığını üstlenen, gürül gürül akan metinler kaleme aldı. Aynı zamanda ressam olan Şahin şimdiye kadar altı öykü kitabı ve hikâyeye yaslı anlatımla kaleme getirdiği deneme kitapları yayımladı. Arınma Zamanları eseri 2021 yılında Türkiye Yazarlar Birliği’nce deneme, Kadim Şehirler kitabı ise 2023 yılı ESKADER tarafından gezi türünde ödüle layık görüldü.   Son eseri Kar Yağarken romanı ise insanın yolculuğunu merkeze alan mertinlerarasılıkla şekillenmiş. Romanın adı İsmet Özel’in “Kar yağarken kirlenen bir şeydi yüzümüz” dizesinden. On altı bölümden müteşekkil romanın her bir bölümü medeniyetimizin klasiklerinden Mantıku’t-Tayr’dan alınmış epigraflarla başlıyor. Romancı, romandaki karakterlerin yolculuğunu kuşların yolculuğuyla benzer görüyor.

 

 Selvigül Kandoğmuş Şahin,  konular ve sorunlar ekseninde hikâyelere sığmayacak gerçeklikleri romana taşıması bağlamında şunları dile getirmişti: “Pek çok türde yazıyorum. Bu benim yapıma uygun bir durum sanırım. Aynı zamanda resimle uğraşıyorum. Yusufhan bir gençlik romanı olarak yazıldı. Kar Yağarken önceden de dediğim gibi bir hikâyeci olarak, hikâyeye sığmayacak hayatları, yaşanmışlıkları, acıları, sancıları, sorgulamaları ancak bir roman olarak yazabilirim diye düşündüğümde ortaya çıktı. Romanda geçen konuları yer yer hikâyelerimde işledim ama bir roman bütünlüğünde yazmak benim için önemliydi şükür ki nasip oldu.”  Yazarın, romanına dair bu değerlendirmesinin, edebî araştırmaların bulgularıyla büyük ölçüde örtüştüğü söylenebilir.

 

1990’lar, günümüzün güncel görüngülerine fazlasıyla kapılanların göz ardı ettiğinin aksine dünyanın çivisinin çıktığı yıllar aynı zamanda. Şelvigül Kandoğmuş Şahin’in sağlam bir kurgu ile bu döneme şahitlik eden romanının arka fonunda Eva Duarte Peron’un ardından söylenen  Don’t cry for me Argentina  adlı hüzünlü şarkı çalıyor. Arjantin’de verdiği mücadeleye, işçi haklarına, Eva’nın anlamlı hikâyesine, Körfez Savaşı’na, Sovyetlerin yıkılmasıyla göç eden Rus kadınların çaresizliğine, ekranlardan akan savaş haberlerine konuk oluyoruz amansız soğuklarda… Aslında insanın iyilik tarafı bir yana kötülüğü söz konusu olduğunda sınırları alabildiğine genişleten “esneme yeteneğini” başka bir deyişle şeytana pabucunu ters giydirmesini de imler romancı.  Bir dönem romanı hüviyetindeki Kar Yağarken; Irak ve Bosna savaşlarının, acımasız ve kahredici kanlı yüzünü, yaşanan soykırımlara şahitlik eden 1990’ların üniversiteli gençliğinin sorgulamaları, arayışları, toplumun sosyal örgüsündeki dönüşümlerin nabzını tutuyor. Fikrî dönüşümleri sırasında gençlerin iç dünyalarında kopan fırtınalarla hayatın gerçekliğini başarıyla kurgulayan yazarın sürükleyici bir dönem anlatısı kaleme aldığı söylenebilir. Denilebilir ki metinlerarasılık ve bilinç akışı tekniğiyle ustaca örülmüş diyalogların yoğun yer tuttuğu eser yaşananları farklı bir düzleme taşıyor.

 

Yazarın ressam olması hasebiyle romanın kurmaca niteliğini belirgin kılma sürecinde mekânların yerine hem geniş hem de dar anlamda ayrıca eğilmek gerekir. İstanbul’un insanı derinden etkileyen siluetini, Üsküdar’ı, Taksim’deki bohem sokakları, Fatih’in kutlu manevi havasının izi sürülebilir. Kafe kültürünün öne çıkmaya başladığı 1990’ların minimal yeni sosyalleşme mekânları açısından da romanın dünyasının ayrı bir yeri var. Tarihe tanıklık etmesi açısından eser, 1991-1997 yılları arasını kapsayan bir dönem romanı olarak karşımıza çıkıyor. Roman okurunu Şule Yüksel Şenler’in Huzur Sokağı tadında bir arayışa taşıyor ancak bu biçimden hayli uzak. Fakat şahitliği Sevgi Engin’in ünsiyet bağı kurulabilecek Bir Nehir Gibi (2004) romanının da ışık tutmaya çalıştığı karanlık 28 Şubat sürecinin öncesinde nihayete erdiği için o ölçüde sert değil.

  Okumak, Değişmek ve Yaşamak

 1980’lerde olduğu gibi 1990’larda da mütedeyyin gençlerin yolculuğu hep kitaplarla anlam kazandı. Dönemin gençleri tercihlerini ve sorgulamalarını kitaplar üzerinden yaptılar. Onların iç yolculukları ve hakikat arayışları ise daima Kur’an-ı Kerim’le irtibatlıydı. Bu döneme damga vuran eserlerden birinin Muhammed Esed’in Kur’an Mesajı olması son derece anlamlıdır. Selvigül Kandoğmuş Şahin son derece isabetli bir şekilde farklı türdeki kitapların gençleri “yegâne Kitap’a hazırladığını” belirtir. Okuma çevresindeki dinamikleri çok güçlü bir şekilde ortaya seren Kar Yağarken, arka plandaki savaşlar eşliğinde gençlerin arayışlarını ve hak arama mücadelelerini anlatıyor.  “Sosyal roman” diye de nitelenebilecek eserin temel izleği okumak, değişmek ve yaşamak olarak özetlenebilir. Hâliyle karakterlerin geçirdiği ruhsal bunalımlara değinen kısımları ise romana “psikolojik roman” vasfı kazandırmıştır.  Böylece, Kar Yağarken, neredeyse tüm edebî türleri kapsayan bir roman düzeyine yükseltilmiştir. Çok boyutlu yürüyüşün hikâyesini yazmak ise bir yönüyle “kar fırtınasında yangınlara yürümek gibi”dir. 

Romanın karakterleri arayışlarına paralel okumalar yaparken okura da bir okuma izleği sunuluyor. Doğu-Batı klasiklerinden Türk edebiyatının önde gelen eserlerine, şair/yazarlardan ayet ve hadislere uzanan alıntılar başlı başına değerli. Çünkü her okuyuş, her ruh hâli, her birikim bir başka algılama yolu açacaktır bu kuşağa. Mevlana’yı, Sartre’ı, Nietzsche’yi, Cevdet Said’i, Necip Fazıl’ı, Sezai Karakoç’u, Rilke’yi, Cahit Zarifoğlu’nu, Camus’yü, Kafka’yı, Mustafa Kutlu’yu nice kalem erbabını okura hatırlatıyor. Kuşkusuz 1990’lar üzerine uzun uzun irdelemeler yapmak isteyenlerin yanında dönemi yaşayanlar bu romanla özdeşlik kuracaktır.

Romanda, Kafka’nın babasına yazdığı mektuba paralel, Çiğdem karakterinin sarsıcı dönüşümü üzerinden manevi değerlere savaş açmış seküler baba baskısının yol açtığı travmaları görüyoruz. Haddizatında insan zayıf bir mahlûk, hakikatle her zaman yüzleşemiyor. Saliha ve Çiğdem karakterleri üzerinden 1990’lı yıllardaki gençliğin kendini bulma yolculuğuna şahitlik ediyoruz. Çiğdem ile Cemil üzerinden yanlış aşkı, ihaneti okuyoruz. Yunan filozofun “Bir kere sınır aşan için artık sınır yoktur” sözünün anlamını daha iyi kavrıyoruz. Romandaki tekrarlar, yazarın duygusal yoğunluğu aktarmak ve atmosfer oluşturmak maksadıyla yöneldiği bir teknik. Roman akıcı üslubu ile okuru kuşatırken, farklı bakış açıları ile yaşanmışlıkların izleğinde umutlu bir o kadar da hüzünlü hayat duraklarını yeniden hatırlatıyor. Her şeye rağmen karamsarlıktan uzak durarak okurunu umuda yaslıyor. Geçmişten süzülerek gelen medeniyete ve şimdiye dair bir farkındalık oluşturuyor.

Yazının başından itibaren Selvigül Kandoğmuş Şahin’in Kar Yağarken romanının bir dönem anlatısı olduğunu ifade ettim. Dikkatli bir şekilde okuduğum metin bizlere yaşadığımız zamanları hatırlatması bakımından “güncel” bir roman. Ezcümle, romanda insanoğlunun hayatı boyunca hep mücadeleyle iç içe olduğu anları görüyoruz. Hakikate doğru çıkılan meşakkatli yolculukta karakterlerin derin sınamalardan geçmesi sebepsiz değil.  Kar Yağarken 28 Şubat kapatılmasıyla zihnimize kazınan 1990’lar üzerine uzun süre unutulmayacak “fotoğrafik” bir roman sanki. Hakikati kendileri için arafa dönüştüren çıkar peşinde koşan “çakal” romancıların yazdıklarından farklılığı ise ancak geniş oylumlu incelemelerle ortaya konulabilir. Hâsılı kelam yazar romanıyla okuyucuyu toplumsal gerçeklikleri ve şartları doğru yorumlama ve onları ulvi gayeler doğrultusunda dönüştürme şuuru kazandırmaya özendirmesi bakımından önemli bir çaba ortaya koyuyor.

 

 

Umran Dergisi Şubat 2025