Öğretilmiş arzuların elinde oyuncak olduk

Öğretilmiş arzuların elinde oyuncak olduk

 Oğuz Atay Ödülü ile rüştünü ispatlayan Güray Süngü’nün son romanı “Kış Bahçesi” Okur Kitaplığı’nca yayımlandı. Roman oturmuş üslubu, kurgudaki yetkinliği ve çok katmanlı yapısıyla göz dolduruyor.

 

BURCU?AKER  /  İSTANBUL

10 Aralık 2011 Cumartesi

 

 “Pencereden”, “Dördüncü Tekil Şahıs”, “Düş Kesiği” romanları ve öykü kitabı “Deli Gömleği”nin ardından Güray Süngü, “Kış Bahçesi” ile Çağdaş Türk Edebiyatı’ndaki yerini sağlamlaştırıyor. Genellikle insanlık hallerinden beslenen, gündelik hayat içinde durup da anlamaya vakit ayırmadığımız ince şeylerin romanını ve öyküsünü yazıyor Güray Süngü. Bunu teknik beceri ve kurgu yeteneğiyle de birleştirdiğini düşündüğümüzde, Süngü’nün edebiyatımızdaki yeri kalıcı olacağa benziyor.

Hikayeler hep aynı şeyi anlatır

- Kış Bahçesi içeriği, dili ve üslubuyla olduğu kadar, tekniğiyle de titizlikle çalışılmış bir kitap. Diğer kitaplarınızdan da gözlemlediğim kadarıyla sanıyorum bu teknik meselesi sizin için önemli.

Hayat yeterince etkileyici ve trajiktir de anlatım tekniği yoktur. O yüzden sadece güzel insanlar hayata bakınca olağandan fazla duygulanır, şaşırır, korkar, ürker, diğer insanlar ortalama olarak yaşar aynı duyguları. Edebiyatın anlatım tekniği var, üstelik bunu kullanmak insanın içindeki ortalama insandan kurtulmasına yarayabilir. Çünkü bu işe yarar sanat. Bunu umduğum için teknik üzerine kafa yorulmalıymış gibi geliyor bana.

- Kış Bahçesi’ndeki üç ana karakterin aralarındaki farklılıklara rağmen, hep bir şekilde dünyayla, hayatla barışamamış, bir anlamda “tutunamamış” tipler olduğunu söyleyebilir miyiz?

Evet, öyleler. Bu aslında bizde Tutunamayanlar ile fişlenmiş bir tip ama dünya edebiyatında ‘gereksiz insan’ tipi çok daha eski. Rus romanlarında Fransız romanlarında büyük yeri var bu tiplerin. Edebiyat hep aynı şeyi anlatır aslında; ya büyük olaylar ya da küçük insanlar. Ben büyük olayları değil küçük insanları tercih ediyorum. Bu aslında küçük insanların küçük olmadıklarını haykırmak anlamı taşıyor. Bir minibüs şoförünün önündeki aracı geçmeye çalışırken içinden geçenler ile İskender’in kıtaları fethetme çabası içindeyken hissettikleri çok farklı değil oysa. Anlatmak istediğiniz şoför filan değil, o his. Şoför araç. Shakespeare krallardan değil insanlardan bahsediyor yani.

- Roman kahramanınız Harun gibi insan ve hayat arasında insan’ın yanında mısınız?

Çizgilerim o kadar kati değil ama illa ki bir cevap vermem gerekirse insanın tarafındayım derim. Yaşamak beni körleştiriyor. Çok eğlendiğim zaman vicdan azabı çekiyorum mesela. Yaşam denen şey çok kutsanıyor artık. Başarı, arzu, mutluluk, keyif, yeni yerler görmek, yeni şeyler tatmak. İnsan sınırları çizilmiş bir estetik anlayışın ve öğretilmiş arzuların elinde birer oyuncak, birer ucube oldu.

- Derya’yla işlenen ölümsüz olma, dünyaya kalıcı bir iz bırakma isteğiyle sizin aranızdaki ilişki nedir peki?

- Yazmaya ölümsüz olmak için başladım dersem güler misiniz? Yazmak bir varolma biçimiydi ilk zamanlar benim için. Ama yazarken ve daha iyi yazmak için okurken bir şey öğrendim. Ben bir ölümlüyüm ve bu güzel bir şey. Dünyada iz bırakma meselesi, umuduyla gururuyla neyiyle olursa olsun sadece biz hayattayken işe yarıyor. Yazarken sonsuza kadar benden bahsedecekler saikinden daha çok bir gün dünya üzerinde beni tanıyan ve bilen hiçkimse kalmayacak saikini daha çok önemsiyorum. Öte yandan romanlarımın kalıcı olmasını tabi ki isterim ve bu bir çelişki gibi görünebilir ama Kış Bahçesi’nde bu meseleyi ifadeye çalıştım zaten. Üzerine düşeni yapmanın huzuru büyük bir hazinedir. Velev ki duvar ustası ol, farkeder mi?

http://www.stargazete.com/kultursanat/ogretilmis-arzularin-elinde-oyuncak-olduk-haber-404614.htm