Şehirlerimizin şairleri Karakoç, Ay, Mengüşoğlu...

Şehirlerimizin şairleri Karakoç, Ay, Mengüşoğlu...

06 EKİM 2011

Cevat AKKANAT

Sezai Karakoç'un Alınyazısı Saati (Şiirler VIIII, - Diriliş Yay., İst., 1989) adlı eserini bir İslâm şehirleri kitabı olarak okuyabilirsiniz. Kuşkusuz kitabın ikinci şiiri olan "Ağustos Böceği Bir Meşaledir" hariç. Gerçi, Karakoç'un diğer pek çok şiiri gibi, bu şiir de İslâm medeniyeti zihniyetinin, Batı uygarlığına karşı, kısa bir özeti gibidir. Bu bağlamda, "Meşale" şiiri "Alınyazısı Saati"nin tamamlayıcısıdır denilebilir.

 

Böylece, 13 büyük bölümden oluşan devâsa Alınyazısı Saati şiirine tekrardan dönmüş olduk, devam edelim: Ne diyorduk, bu kitabı, İslâm şehirleri tarihi olarak okuyabiliriz. "Ve Kudüs şehri. Gökte yapılıp yere indirilen şehir" diye girer söze Sezai Karakoç. "Tanrı şehri ve bütün insanlığın şehri"dir Kudüs. Onu başka şehirler takip eder: Meselâ Şam. Sözün ne güzel kullanımı bu böyle: "Hani Şam'dan bir şamdan getirecektin"...

Sonra Amid gelir şairin diliyle şiire; şiir ve Dicle bir hoş akar...  Bu akışla Bağdat'a gelir sıra: "Bağdat ki Kerbelâ şehitlerinin kanıdır harcı/ İslâm uygarlığının Başkenti" der Karakoç...

Sözü bir ara Anadolu dağlarında gezdirir şair, Ilgaz, Erciyes, Ağrı, Süphan derken, İstanbul'a yol düşürür.

"İstanbul'u, Bağdat'ı, Şam'ı kaplayan matem için için/Kanatlarıyla siyah siyah bir kuzgun" Bu matem içinde şair ayrıca Beyrut'a ağlamaktadır.

Alınyazısı Saati'ni okumaya başladığınızda ardı ardına sıralanır şehirlerimiz: Irak ve İran'ın "canım şehirleri", Afganistan'a, Afrika'ya, Filipinler'e, Habeşistan'a, Eritre'ye, Filistin'e, Kafkaslar'a, Azerbeycan'a, Türmenistan'a, oralardaki şehirlere, Ceyhun ve Seyhun dursun, Ceyhun ve Seyhun yerine, şair ağlasın...

Fakat, Alınyazısı Saati'nde bizi neşelendirecek mısralar da var, bize neşelenmeyi emredecek. Okuyunca göreceksiniz, mesela şunu: "bilirim atalarımız denizden yaptılar bu şehri/-Ama gizleyerek saklayarak itiraf etmeyerek-/Bursa'dan gelen yeşil bu denizi boyadı gökten sonra". İstanbul'dan bahsediyor şair, İstanbul'u şöyle keyiflendiriyor:

"Şehrimin alnına özgür Tanrı aşkını yazmak

İstanbul'u yeniden Tanrı şehri yapmak

Bunun için savaşırım ben"

n

Şiirimizin zirve isimlerinden Arif Ay, geçtiğimiz günlerde yayımlanan Şiirimin Şehirleri (Okur Kitaplığı, İst., 2011) kitabıyla eklendi kutlu geleneğe...

Şiirimin Şehirleri'ndeki şiirlerini Arif Ay, Bağdat'ın işgal edildiği, yakılıp yıkıldığı, günlerde yazmaya başlamıştı.  Alınyazısı Saati'ne göre Şiirimin Şehirleri'ndeki şiirlerin ortak özelliği İslam'a başkentlik yapmış şehirlerin Bağdat'ın acısına ortak olmalarıdır. Bu zirve şehirleri şiir diliyle ve konuşturarak Bağdat'la hemhâl kılan şair, böylece, bir taraftan İslâm medeniyetinin başlıca kalelerini de işaret etmiş oldu.

Yazıldığı dönemin edebiyat dergilerinde "Bağdat'a Dönen Şiirler" üst başlığıyla yayınlanan ve oldukça ilgi çeken bu şiirlerin Şiirimin Şehirleri şeklinde ve daha kuşatıcı bir başlık altında toplanmasının sebebi, Arif Ay'ın hassasiyetini daha bir belirgin kılıyor. Zira, Şiirimin Şehirleri'nin diri şehirleri Bağdat'ın kardeşi, İslâm'ın abide şehirleridir.

Haydi bu şehirlerin isimlerini de verelim: İstanbul, Semerkand, Buhara, Şam, Kudüs, Mekke, Medine, Kahire, Bağdat... Bağdat'ta duralım, çünkü Bağdat'la birlikte Bağdatlı Anne ve Bağdatlı Çocuk da "konuşmaya" iştirak ediyor.

Arif Ay, Sezai Karakoç'un bıraktığı şehirden, İstanbul'dan başlıyor kitaba: "Ben İstanbul/omurgası tarihin" diye giriyor kitaba şair.

 

Semerkand, "kağıdı medeniyete dönüştüren kent'tir. İstanbul'un, Kudüs'ün, Bağdat'ın, Şam'ın beklediği şehirdir. Buhara, "İslâm'ın kubbesi", "Doğunun Çin'i,/Batı'nın cini"dir. Şam'ın adı akşamdır. İpek, baharat ve kitap kokan bir şehirdir. Dicle ve Fırat'la sevinmek ister, fakat Kandehar'da, Grozni'de, Kudüs'te, yeryüzünde "çakalların düğünü" vardır. Bu yüzden Şam, baharı bile rahat yaşayamamaktadır.

Kudüs'ün, Mekke'nin Medine'nin, Kahire'nin, Bağdat'ın, Bosna'nın konuşmaları da öncekilerden pek farklı değil... Hemen belirtelim, Bağdat'la aynı kaderi paylaşan Bosna ve Grozni'nin şiirlerini Arif Ay diğerlerinden daha önceki zamanlarda yazmış, fakat bu kitaba alınmaması için herhangi bir gerekçe olamazdı. Dolayısıyla bu iki şiir kitabın "Ek" bölümünde okura sunulmuş...

Şiirimin Şehirleri'nin takdimini Kudüs'ün seslenişiyle bitirelim: "velhasıl ben Kudüs/her gün Kartaca/ her gün Endülüs"...

n

Ve önümüzdeki günlerde yayınlanacak bir kitap: Endülüs... Şehirlerimizin şiirlerinin şimdilik son halkası olacak bir kitap. Metin Önal Mengüşoğlu'nun kitabı Endülüs... Okur Kitaplığı yayınlarınca yayınlanacak olan kitabı, yayıncıya gitmeden önce okuma fırsatı buldum; bu büyük bir keyif... İşte o okumadan birkaç gözlem: Endülüs, medeniyetimizin en uzak batıda hüküm ferma olduğu toprakları anlatıyor. O toprakların şehirlerini, o şehirlere can veren ruh veren isimleri anlatıyor.

 

Kurtuba, Almeria, Hüsn'ül- Kasr, Valensiya, İşbiliye, İfrikiyye, Tanca, Septe, Ceziret'ül-Hadra, Granada, Marakeş, İberik, Toledo, Lekke, Murcia, Sevilla, Kûfe, Trablus, bu arada Şam, Bağdat, Mekke, Malatya, Konya ve diğerleri...

Şehirlere ruh veren isimler demiştim bir de... Fakat bunları şimdi yazmayacağım; büyü bozulmasın...

Fakat Endülüs'ten küçük bir bölüm sunmak hiç de fena olmaz, buyurun:

"Orada, Endülüs'te bütün cüsseleri

Yüreklerine sıkışmış halde

Soluk soluğa yaşıyorken ahali

Gelip dayandı cümle kapısına

Rabbin rahmet muştusunu taşıyan

İbn-i Haldun, İbn-i Tufeyl, İbn-i Arabi"...

Önümüzdeki günlerde vitrine çıkacak olan Endülüs, kuşkusuz hemen ve hızla okunacak...

Bu kitap, tıpkı Sezai Karakoç'un ve Arif Ay'ın eserleri gibi, medeniyetimizin diriliğine renk katacak, şehirlerimizin şiirlerini yazacak olan başka soy şairlere zemin hazırlayacak...

http://www.milligazete.com.tr/makale/sehirlerimizin-sairleri-karakoc-ay-mengusoglu-217823.htm