Yol’a düşen izler

Yol’a düşen izler

 

Sâlik Yola Düşünce - Yılmaz Yılmaz - Okur Kitaplığı

 

 

Semiha Kavak

 

 “Sufi toprak gibidir. Kötü olan her şey onun üzerine atılır,  fakat ondan, güzelden başka bir şey çıkmaz. Yer gibidir, iyisi de kötüsü de ona basar. Bulut gibidir her şeyi gölgelendirir. Yağmur gibidir her şeyi sular.”

 

Öyküye ağırlık veren Okur Kitaplığı 2010’a hızlı başladı.

 

Repertuarındaki önemli kitaplardan biri Yılmaz Yılmaz’a ait Sâlik Yola Düşünce.

 

15 öyküden oluşan kitapta, Prost ve Maupassant tarzına benzeyen “ben” öyküleri ile karşılaşıyoruz.

 

Farklı biçimlerin denendiği öykülerde kimilerinin yarım bırakılmış hissi uyandırdığı ve okuyucunun tamamlamasını arzuladığı gözden kaçmıyor.

 

Öykünün tamamında üslûbun biçim hareketliliği içindeki başarısı bütün öykülere yansımış görünüyor. Bunun üzerinde cesaretle hareket eden Yılmaz, bu konuda “ben-cil” öykücülerden ayrılmaktadır. Kitabın tamamına sinmiş öznel hikâyelerin bireylerdeki izdüşümlerini yansıtacak böyle bir dokudan bahsedebiliriz.

 

Ayrıca kitabın tamamına yönelik biçim başarısının altında musîkiyi görüyoruz. Musîki Söz'ün varlık alanını işaret eden tınısıyla edebiyatın vazgeçilmez sesidir. Sâlik Yola Düşünce'de bu sesi duymak mümkün. Bunun temelinde de tasavvufî içerik vardır. Yazar, biçim denemelerinin süsünü içeriğe vermiş gibi derin bir musiki ile tasavvufî öğretilerin kanatlarından serinlik serpiyor adeta.

 

Salik Yola Düşünce’de açılan her kapıdan bir sufî bakış görünür. Birkaç öykü dışarıda bırakırsak diğerlerinin tümünde sufî hassasiyetlerinin, terminolojinin, ruhun ve arayışın bütünleştirdiği musikî lisanıyla karşılaşırız.

 

Tek bir örnekle yetineceğim;

 

Mustafa’nın bir acayip huyu vardır ki o da açık gördüğü sokak kapılarını, ev kapılarını, han-hamam kapılarını sessizce kapatmasıdır. ‘”Kapıları kapatmak” ona göre değildir, bu terkip yazanın halt etmesidir. Kapıları “sırlardı.”

 

Kapıları kapama’nın Yılmaz Yılmaz’da sırlamaya dönüşmesi tamamen sufî hassasiyetinin eseridir.

 

Kitabın adında da bunun bariz izini görmek mümkün.

 

Salik, Allah’a giden yoldaki yürüyüşünde sâdık bir yolcu olarak benliğini sonsuza yöneltip yol almaya çalışır. Bu yürüyüş, varlığı yokluk şuuruyla neticelendirmeyi gaye edinip mutlak varlık'ın ezelî, ebedî, bakî oluşunun azametini idrake götüren yolculuktur.

 

Sâlik, bütün varlığıyla Allah'tan gafil bir halden uzak, bütün gücüyle her anını manevî bir uyanıklık içinde yaşamaya gayret edendir.

 

“Belki de terk etmeliyim buraları. Gitmeliyim. Adım da Sâlik olmalı…
Tam kırk gün.
Sessiz, tenha, karanlık bir taş odada O’nu bulmaya, O’nunla dolmaya…”

 

Kitaptaki ilk bölümlerde aile içi çekişmelerin yer aldığı öyküler bulunmakta. Bize hiç yabancı olmayan eski ve yeni nesil çekişmelerini yazarın özenli gözlemleriyle kaydettiğini görüyoruz.

 

Modern hayatın üzerimizdeki dayatmaları ne kadar güçlü olursa olsun, mayamızın, geleneğimizin köklerindeki hassasiyet, bitmeyen arayışlarımız bizi yine içimize, kalbimize döndürebilecek güçte olup gerçeği görmemizi sağlayabilecek niteliktedir. Yılmaz’ın öykülerinde, bu hassasiyeti öne çıkarmak için büyük çaba sarfettiğini görüyoruz.

 

Kadim bilgelikle bağlantılı olan tasavvufun izlerinin yoğun olduğu kitap, öykülerde bizi özümüze döndürmeyi çabalayan arayışların incelikleriyle harmanlanmış.

 

“Bir an siliniyor işte her şey; annem, atlı araba, atlar, yürüyen yollar, uzayan sema, ağlayan ağaçlar…
Yokluğun ortasında bir ‘ben’ varım sanki. Varlığın ortasında bir ben ‘yok’um sanki.”

 

Yılmaz, eğitim camiası içerisinde bulunan bir öykücü olarak öykülerini geniş kitlelere duyurma çabasını hedefleyen ve gözlemlerini edebî üslûpla itinalı bir şekilde öykülerine taşıyan bir yazar.

 

Okur Kitaplığı’nın öykü açılımında, Salik Yola Düşünce’nin önemli bir kulvar oluşturacağını şimdiden söylemek mümkün.

 

Genç öykücülerin bu başarıya ulaşması dinazor edebiyat kanonu içerisinde devrim niteliğindedir.

 

http://okudumyazdim.net/yol-a-dusen-izler/